Merhaba Dostlar,
Geçen gün Haber Türk televizyonundaki Teke-Tek programında Sn. Prof. Celal Şengör’ü dinlerken bu beyefendinin ruh sağlığı için şüpheye düştüm. Daha önceden de seyrettiğim bu muhterem zat; “Üç zaman içinde...” olacağı muhtemel bir depremin vereceği insan zayiatı için sayısal veriler sunması izleyicileri rahatsız etmiş olup, konuyu değiştirin diye pek çok e-mail gelmişti.
Elit muhitlerde yetişmiş, California’dan bu tarafa gelmekte zorluk çeken bu papyonlu zatı şahaneleri utanmasa, olası bir İstanbul depreminde – şu kadar insan geberecek- diyecekti de katılımcılardan utandı .
Yer Bilimi araştırmacılarının içinde bir Prof. Şener Üşümezsoy hoca ile Doç. Oğuz Gündoğdu hoca ekranda şeamet tellallığı yapmıyor. Prof Ahmet Ercan ile Prof. Naci Görün ekrana çıktıklarında kendisini tutamıyor, bayağı insanları rahatsız eden tablolar çiziyorlar.
Yer Bilimi ile uğraşan bu bilim adamlarının yıkılacak binaların hesabını yapmaları ve bu binalarda ölecek ve yaralanacak insan hesabını tahmin etmeleri pek bilimsel bir yaklaşım değildir...!!! Bu konuda bilgi ve birikim sahibi olan insanlarsa 1999 depreminden beri suskunluğunu koruyup konuşmayan inşaat mühendisleri , mimarlar ve bunların meslek odalarıdır.
1999 depreminden sonra kamu bu yükü üzerinden atmak için yasayla çıkarılmış Yapı Denetim Kuruluşlarına sorumluluğu yükleyerek işin içinden sıyrılmış. Sorumluluk sadece müteahhit-mal sahibi, mühendis ve yapı denetim büroları arasında paylaştırılmıştır. Statik Proje ve Beton Arme projelerdeki değer ve katsayılar ise yeni yönetmelikle yükseltilip bazı donantı şekilleri değiştirilerek depremdeki emniyet payları yükseltilmiştir.
Depremden sonraki dava dosyalarına bakarsanız bilirkişi raporlarında devletin kabul ettiği o tarihteki değerlere göre yapılmış B. Arme binaların böyle büyük şiddette bir depreme mukavemet edemeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Şimdi en büyük sorun buradadır. Yani depremden önce yapılan binalarda alınan deprem katsayıları düşük olduğu için bu tarihten önce yapılan binalarda mutlaka güçlendirme yapılması gereklidir.
Bu konuda binasını güçlendirmek isteyen pek çok istekli olmasına rağmen mevzuat yüzünden yapılamamaktadır. Güçlendirme projesi yapıp ilgili İlçe Belediyesine başvuran insanlar binalarında ruhsata aykırılıklar bulunduğu için, mevcut yönetmeliğe göre, bu aykırılıklar giderilmeden güçlendirme izni vermemektedirler. Örneğin bu aykırılık dört daire içeren fazladan bir katsa o katı yıkmadan bu izni alamazsınız. Bazen bu aykırılık bahçede bir kapalı otopark, bazen bir kapıcı kulübesi, bazen de kapatılmış bir açık balkon olabiliyor. İşini, yolunu bilen vatandaşlar bu engeli bilinen yollardan aşabiliyorlar. Ama dürüst insanlar bu işi bilemiyorlar ve dolayısı ile binalarını güçlendiremiyorlar. Bu bina Boğaziçi’nde ve de eski eserse ilaveten bir de Koruma Kurulundan izin gerekir.
Devletin bu konuda teşvik ve kredi vermesi sivil mimarlık yapılarının çoğunun rehabilitesini sağlayacağı gibi bu teşvike gerek olmadan da kendi imkanlarıyla bunu yapabilecek pek çok bina sahibi olacaktır. Üstelik de bu izin inşaat sektörüne bayağı bir ivme verecektir. Deneyimi kırk seneyi aşmış bir mimar olarak konuyu size aktarmak istedim. En azından halkımız doğruyu bilsin.
Sağlıkla kalın, hoşça kalın...
Ömer Suat Menali / Turuncutime.com
suatmenali@yahoo.com
Y. Mimar