SANAT VE EN APTAL SARIŞIN OSKARIM
Geçen gün, manzarası bol semtimin en güzel yerinde, dünyanın en güzel sarışını olduğuna yemin edebileceğim biri, havadan sudan, yüzeysel şeylerden bahsedip sohbet ederken bana durup dururken şöyle dedi;
" Çizdiğin şeyler çok korkunç ve karanlık. Çektiğin fotoğraflar da öyle. Eciş bücüş yaratıklar, korkunç şeyler çiziyorsun. Senden korkuyorum bu yüzden! "
Hemen yanıtladım:
“ Sen herhalde hiç takip etmemişsin beni, Son zamanlarda en korkunç çizdiğim şey Ayşe Aral. Üstelik kadın çok güzel, bana dedi ki, “Serhat tamam, ben güzelim alımlıyım ama beni bu kadar güzel çizme, sonra laf olur.”
Tabi, karşımdaki sarışın bunlardan habersiz, onun demek istediği şey sanırım sevimli panda resimleri, birbirlerine şuursuzca gülümseyen küçük hayvancıklar falan…
O an pek önemsemedim ama gece kafamı yastığa koyduğumda kızın sözleri kafamda yankılandı durdu. Ben neden karanlık ve korkunç şeyler çiziyorum?
Önce yüzeysel sebeplerden başlayalım. İlk olarak bu benim işim, bununla para kazanıyorum, en başından beri böyle bir tarz benimsedim ve bu tuttu, çalıştı ve benim tarzım oldu
Kıyısından kösesinden de olsa bu bir sanat bence. Sözlük anlamı olarak sanata bir bakalım o halde.
" İnsanın duygu ve düşüncelerini, kendisinden bağımsız olarak gördüğü nesnel dünyayı kafasında yorumlaması, sorgulaması ve duyguları ile bağdaştırması sonucu herhangi bir şekilde duygularını, bilinçaltı dışa vurumu ile çeşitli şekillerde somutlaştırması sanattır."
O halde ben deliyim ya da bilinçaltımda bir Norman Bates var. Ya da, benim estetik kavramım budur. Üretilen şeyin birilerine göre güzel olması gerekmektedir. Çirkin bir şey olsa bile bir bu çirkinlik güzel bir yöntemle yapılmış olmalı ve bir ahenk taşımalıdır. Ahenk taşımıyorsa bile içerdiği uyumsuzluk da dahi bir ahenk, bir güzellik olmalıdır. Ayrıca bu ahenk ve güzellik tarihin başlangıcından beri herkese ve her döneme göre GÖRECELİDİR. Bakınız bundan yüz sene önce yapılan yağlı boya resimlerdeki nü kadınlar en az 70 kilodur ve göğüsleri dizlerindedir. Bu resimleri yapan meşhur ressamlar da o dönem taş gibi hatunları resmettiklerini sanmışlardır, ama biz şimdi bu kadınlara baktığımızda içimizde en ufak bir cinsel dürtü uyanmaz erkek milleti olarak.
İlgileneler için, bilimsel öğretide estetik, sanatçı ya, kurgusal olarak belirlenmiş, sanatta uygulama ile hiçbir ilgisi olmayan yasa ve kuralları bildirmez. Modern sanat dönemlerinde sanatçılar, bazen kendilerini sembolik etkinliklerle ifade ederler. Semboller ve imgeler, sanatçının renk ve biçimleriyle birleşip, eseri ortaya çıkarır. Bu eserde duyguların yoğunlaşmasıyla gereksiz ayrıntılar atılır ve etki bu şekilde ortaya çıkar. Öğeler biçimleri oluşturmalı ama bu arada kendileri eriyip gitmemeli. Sanatçı, yapıtında resim, motif ya da grafikten oluşan bir geometrik mantık ile işe başlar. Bununla birlikte eser bitene dek bu mantık sanatçıyı sınırlar gibi bir zorunluluk taşımaz, sadece temel bir kaygı vardır. Geometrik imgelemin soyut yaratıkları olarak da tanımlanabilecek bitkisel ve hayvansal motifler, birer geometrik soyutlama olarak algılanabilir.
Bunu okuyan çoğu kişi yukarıdaki metinden hiçbir şey anlamadı. Özü şudur, canım nasıl, ne istiyorsa onu çizerim ve yazarım. Ama madem anlatmaya başladık bir kere devam edelim.
Her sanatçı kendisini anlatmayı dener her eserinde, ancak anlatamaz. Anlamak /anlayamamak/ anlam yaratmak sürecinde sadece eser (nesne) ile özne ilişkisi vardır. Ben "özne-nesne birdir ve her ikisi de benden bağımsız değildir" dediğim anda (ki ben bunu savunuyorum) eseri yeniden yaratmış olurum. Ancak o eser yine de sadece bende içerili kalmaya mahkûmdur. Bu da beraberinde yeni tartışmalar getirir ki onların yeri burası değildir zaten kimse de benim bu sıkıcı yazımda bunları okumak istemez, en azından tercih etmez.
Sanat, istemese de değer yarattığına ve bu süreç onunla benim aramda işlendiğine göre, sanata amaç ya da amaçsızlık yükleyen de yine ben olurum, değeri yaratan da. Yani bu resimleri çirkin ya da güzel kılan yine benim, ben Serhat Filiz…
Boya olmadan, ressam olmaz. ( Karakalem diyenler için: Kara da bir boyadır.)
Amacı boya yaratmak olmayan ressam da olmaz.
Boya, doğada var olanın, ressam kanına işlemiş olanına denir.
Kanın tablodaki "hali" sanat.
O kanı kanıma katıp, sanatı yeniden üreten de ben...
Eser yaratılmadan önce yaratıcısında tasarım olarak var olur. Ama eser ile tasarısı arasında kapatılamaz bir mesafe vardır hep. Eser ve sanatçı, yaratım edimi sırasında kendi yolunu, nedenini, amacını ve sonucunu kurar. Ve aynı yaratım edimi sürecinde yaratıcısından ayrılır. Ama artık birlikte yola çıkan bu iki şey (sanatçı ve tasarı) ,yolun sonundaki iki şey (sanatçı ve eser) değildir. Eser sadece alıcı karşısında değil, yaratıcısı karşında da farklı bir metindir artık. Ama sanatçı da o eski sanatçı değildir, eseri karşısında.
Sanatçıyı motive eden de .( bu durumda benim çizdiğim bu korkunçlukçuklardan aldığım haz da) bu, kendini gerçekleştirme ihtimalidir. Neden de sonuç da amaç da eş zamanlı olarak bu yaratıcı faaliyet sırasında inşa edilir. Sanatın-sanatçılığın faaliyet öncesi bir nedeni yoktur.
Faaliyetimi gerçekleştirmişim, resimlerimi çizmişim ve kendimi korkulan, korkunç bir adam haline getirmişim...Aman Tanrım, kendimden bir canavar yarattım !
Bu arada benim oskarlarım meşhurdur. Sana da en aptal sarışın oskarımı verdim, hadi gene iyisin…
Serhat Filiz / Turuncutime.com