Bugun...


Duygu Asena


Facebookta Paylaş









ACIDIĞIM KADINLARA SERT CEVAP VEREMEM...
Tarih: 08-09-2016 09:45:00 Güncelleme: 05-04-2017 11:02:00


ACIDIĞIM KADINLARA SERT CEVAP VEREMEM

 

ONLAR KENDİNE SANATÇI DER...HER ŞEYİ BİLİRLER...HER KONUDA KONUŞURLAR... ONLAR İÇİN PROFÖSÖRLER APTAL, RESSAMLAR SALAK, ÖĞRENCİLER EŞEKTİR. HEPSİ GÜNDEME GELMEK İÇİN ONUN HAKKINDA KONUŞURLAR. AMA O GÜNDEMDEN HEP KENDİLERİ YARARLANIR. ÇÜNKÜ ONLAR ANNEDİR... SPOR YAPIYORDUR... VERGİ VERİYORDUR. HERKESİN YAPTIĞI EN BASİT ŞEYLER BİLE ÖVÜNME NEDENİDİR...

 

ONLAR ROL MODELİDİR... KADINLARIN ALDATILABİLECEĞİ MESAJINI VERİRLER. SAVAŞ KONUSUNDA BİLE SÖYLEYECEKLERİ VARDIR... OTURUP DUA EDERLER.

 

 

Hayatta en korktuğum şey, kültürü, sadece okuma yazmadan ibaret olanlardır. Hele bunlar , gariban bir ülkede sadece “yüzü güzel” olduğu için ünlü olmuşlar ama akıllı da görünmek isteyen, her konuda konuşan tiplerdense ödüm patlar. Hele bunların övünecekleri “güzelliklerinden başka” hiçbir şeyleri yoksa ve güzelliklerinin geçmeye başladığı 40’lı yaşlara gelmişlerse, sinir içindedirler ve saldırgan olurlar. Bu yüzden onlara hiç “bulaşmak” istemem. Ama 30 yıldır yazıyorsun, dile kolay... Bir yerlerden bulaşıveriyorsun işte...

Bu kişiler tartışmayı bilmezler... Hemen hakaret etmeye koyulurlar... Düşünceleri eleştirecek bilgi ve birikimleri olmadığı için, saldırıları da çok can alıcı yerlerden vurmaktır! Çirkin, rüküş, yaşlı, eşcinsel, kısa boylu, koca burunlu vs gibi eleştiriler(!) de kimini sinirlendirir, kimini güldürür... Ama aklı başında kimse de onlara “hayır, olamaz, ben böyle birisi değilim” diye cevap vermez. Onlar yine gündeme gelirler ve bir gün daha unutulmamayı sağlarlar.

İkinci kez Hülya Avşar’a cevap vermek hatasını yapıyorum... İlki, yıllar önce Kadınca Dergisi çıkarken ve Hülya hanım’da bir gazetede “yazar” olmuşken feministlere bulaşmıştı ve “feminizm potansiyel lezbiyenliktir” demişti. Böylece anlamını bile bilmediği üç kelimeyi birleştirerek bir cümle kurmuş ve gündeme gelmişti. Biz de bu sayede, topluma feminizmin ne olduğunu anlatmaya çalışmıştık.

Şimdi ise yazdıklarından görüyoruz ki, “feminizm sık sık eş değiştirmek”...

Yazısını şöyle bitirmiş Avşar; “ayrıca bak, benim uğraşacak çok şeyim var. İşim, eşim, sporum, dergim, çocuğum, yaptırdığım okulum. Vergimi de veriyorum. Oysa sen bırak toplum için bir şey yapmayı, üstelik tehlike arz ediyorsun.”

Bir çok şeyi bir arada ama yarım yamalak ve ikinci sınıf yapınca da övünüyor işte insan bu toplumda. Mesela üçüncü sınıf Amerikan dizilerinin üçüncü derecedeki oyuncularıyla bile kendilerini kıyaslasalar, nasıl oyuncu olduklarını görecekler. Güzel olmak kısa boyuna rağmen bir övünç... Olmayan sesinle, satmayan kasetlerinle şarkı söylemek bir övünç... Esnek olmayan vücudunla dans bile edemeden, şov yapmaya çalışmak bir övünç... Değil ona dokunmak ve öpüşmek, karşındaki adamın aşkla gözlerinin içine bile bakmayı beceremeden aşk filmi çevirmek bir övünç... Yıllardır aynı formatta şov programları yapıp, ciyak ciyak tuhaf kahkahalar atarak, birkaç kişinin poposunu ellemek ve hantal vücuduyla dans etmeye çalışmak bir övünç... Yarım yamalak tenis oynamak bir övünç... Her kadının yapabildiği bir şey yani çocuk doğurmak bir övünç... Vergi vermek de bir övünç.

Ne yazık ki silikon memeleriyle gündeme gelenlere bile sanatçı denilen bir ülkede, yarım yamalak işlerle, sadece güzel olduğu için gündemde kalabiliyor insanlar. Her şey bir başarı gibi gösterilebiliyor. Ama bir şeyler istediği gibi gitmeyince ve onlara bir kulp bulunamayınca ne yapacağını şaşırabiliyor işte insan böyle... Bir de kalkıp topluma mesaj vermeye çalışıyorlar... Mesela çıkıp, “bir tokat dayak sayılmaz, bunun için bir erkekten boşanılmaz” diyebiliyorlar... Hülya hanım gibileri, yani bazı “sanatçılar” tokatı dayak olarak görmüyor... Mesaj bu...

Sonra yaptıkları söyleşilerde, kendi ailesini bir kenara bırakıp, belli ki onlardan utanıp, kocasının ailesini göklere çıkartabiliyorlar. Onlar için doktor bir anne-babanın oğluyla evli olmak sınıf atlamak. Bir de çocuk doğuracaksın ki,  o yüce aile seni kabul etsin. Bir de soyadını devam ettirecek bir erkek çocuk doğursa , işlem tamam. Çocuk, eğitimini bile onlardan alıyor.  Çünkü kendi ailesinden alabileceği bir şey yok. Böyle bir eziklik... Doktor ailenin oğluyla evli olmak müthiş bir şey. Bataktan çıkılmış, bir hanedan mensubu olunmuş. Açık açık, iğrenç bir şekilde aldatılsa da, bu aileyi bırakmak, eski çöplüğe dönüş olur ve mesaj “evlilik kurtarılmalıdır” olmalıdır.  Aşk budur... Yücedir. Koca önüne her gelenle yatıp kalkmayı alışkanlık etse de, kutsal yuva dağıtılmamalıdır. Kırılmış bir onurla , o adamın koynuna girilip, Türk kadınına mesajlar verilir... Bakın bu kadar güzel bir kadın da aldatılıyorsa, siz de aldatılın. Üç maymunu oynayın. Erkektir yapar... Aşiret de bunu gerektirir. Aşiretlerde erkek güçlüdür...

Neyi eleştiriyoruz ki? Bu hanımdan feodal kalıntı aşiretlerin yok olması gereğine dair bir nutuk mu bekliyorduk ki?

Bu kişiler geçmişlerinin arkasında da duramazlar. Bunların yazılacağını öğrendiklerinde, o sevimlilikleri, kibarlıkları birdenbire yok oluverir... Geçmişleri ortaya çıkar, küfür ederek sindirmeye çalışırlar karşısındakini.  E çünkü evli bir erkekle aşk yaşamak ayıptır bu toplumda... Bu durum yaşanmıştır ama çoktan unutulmuştur artık. O bir “hanedan sülalesinin gelinidir”, o dokunulmazdır, o güzeldir... Güzellik de geçicidir ve bu yüzden biraz sinirlidir, hepsi bu...

“Aklı fikri sadece sekste olan bir kadın Duygu Asena” diyor yazarımız...  Doğru... Ama “sadece” değil. Yani başka şeylere de takılıyor aklım. Aklım fikrim sekste çünkü; birlikte oldukları insanlarla seks yapamayan ya da aşk içinde, doyurucu seksler, tutkulu orgazmlar yaşayamayan, hele kocalarının bu seksleri başka kadınlarla yaşadığını bilen kadınlar huysuz ve mutsuz olurlar. Mutluymuş gibi yapıp, isterik kahkahalar atabilirler sadece... Sonra da sağa sola saldırırlar. Hele tek tutunacakları dalları güzellikse ve bu da artık gitmeye başlamışsa.

Onun için bu Hülya Avşar’a ikinci ve son yanıtımdır. Bu sayede gündeme gelsin yine, memnun olurum. 

Canla başla çalışıyor, para için 900’lü hatlara bile çıkıyor. Ne zaman televizyonu açsak karşımızda. Bu bir kadın mücadelesidir... Bu topluma boyun eğmiş, dayatmalardan kurtulamamış, hayatı sorgulayamamış, toplumun bir adım gerisinde kalmış ama kendini sanatçı sanan bir kadının mücadelesidir. Birkaç yıl önce onunla yaptığım söyleşide, durumunu gözlemiş ve anlamıştım. Konuştuklarımızın tümünü yazmamıştım elbette şimdi yazmayacağım gibi... Ben de bir kadınım ve onun için yürekten üzülmüş ve ona acımıştım. Böyle ünlü olmasalar da, onun gibi yaşayan kadın o kadar çok ki ve ben de o kadınların mücadelesini verdim yıllardır. Bu yüzden asla acıdığım kadınları  üzecek sert bir şeyler yazmak istemem.  Onun için de zaten, bu ikinci ve son cevabımdır.

Duygu Asena 

Genel Yayın Danışmanı / Turuncutime

 



Bu yazı 822153 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Bebişler
  2. Yurdum İnsanı
  3. FANTASTİK
  4. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ayaz Kapli - Hiç Böyle Olmadım
    Ayaz Kapli - Hiç Böyle Olmadım
  • Yıldız Tilbe
    Yıldız Tilbe
  • Fikret Kızılok Bu kalp seni unutur mu?
    Fikret Kızılok Bu kalp seni unutur mu?
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  1. Ayaz Kapli - Hiç Böyle Olmadım
  2. Yıldız Tilbe
  3. Fikret Kızılok Bu kalp seni unutur mu?
  4. Osman Zeki Öner
  5. Osmanlı
  6. Kubat Ötme Bülbül
VİDEO GALERİ
YUKARI